Metalik bir koku…Zihnimde, beynimin en ince kıvrımlarında dolaşan, bir önceki gecenin hatırası kadın kokusunu bastıran bir koku. Daha önce meraktan bakır bir kabloyu hiç koklamamış ya da dilimle dokunmamış olsam da biliyorum ki bu kokuda bakır tadı vardı. Bıyıklarımdaki ıslaklık ve baş dönmesiyle açtım gözlerimi. Kan kokusu… Amerikalı olsam yataktan fırlarken ne diyeceğimi çok iyi biliyorum ama şimdi sadece hasss.. demekle yetindim. Banyoda annemin kokusu karşıladı önce beni. Anlaşılan yine makyajını burada yapmış ve yine onca uyarıma rağmen eski silik hatıralımı uyandıran o parfümü kullanmıştı evden çıkmadan.Eski silik bir Ortaköy… Ihlamur Yokuşu… Tatlı bir aralık akşamı… Yine metalik koku. Yüzümü yıkadım bir süre kanamanın durmasını bekledim. Tekrar Ortaköy’e dönmek istiyorum. Küvetin kenarına oturmuş burnuma tıkadığım pamuğa rağmen ciğerlerimi banyonun havasıyla doldurdum. İşte Ihlamur Yokuşu’nun ortasındaki evin salonundayım. Kokusunu hatırlamadığım bir hatun bilgisayar’da bir şeyler yazıyor ve annem odasında beni bekliyor. Hayır ya annem dışarıda bu annemin kokusunu çaldığı eski sevgili. Odasını mora boyarken neler hissettiğinden bahsediyordu ama benim tek ilgilendiğim boya kokusunun teninin kokusunu bastırıp bastırmadığıydı. Acaba kadınlar boya yaparken nasıl kokar? Ben mor duvara dalmış düşünürken akustik gitardan gelen birkaç nota duydu kulaklarım ve onun sesi katıldı notalara. Bana şarkı mı söylüyordu? Benim için… Ve sonra ilk sevişmenin kokusu uğuldattı beynimi. İki tenin karmakarışık kokusu ve birbirine geçmiş nefeslerin kokusu… Ihlamur yokuşu paramparça oluverdi. Banyodaydım yine hatırımda bana söylediği şarkının kokusu. Kanama durmuştu sonunda. Hatıralarla boğuştuğum rüyamdan beni uyandıran ve durduk yere Ortaköy’e gitmeme neden olan kendi kanımdan tiksindim. Hatıralar zamanla değer mi kazanır yoksa silikleşip kaybolurlar mı? Belki kokuları olmasa hatıraların unutulurlardı.
Hangi şarkıydı o? Ihlamur yokuşundaki o yatakta dinlediğim şarkı. Kokusu taptaze hatırımda ama ne sözler ne notalar hiçbiri yok zihnimde. Annem birkaç ay önce parfüm işine girmişti. Küçük balkonumuzu da laboratuarı olarak kullanıyordu. O kadar korkardım ki oradan bu ana kadar. Beynimi zonklatırdı onlarca parfümün anlamsız kokusu. Ama işte oradayım. Birkaç şişeyi kapıp fırladım oradan. Odamda en nefret ettiğim yatağıma uzandım ve ilk şişeyi açtım. Fatih, yine kış, ama o eski kışlardan hani sokaklarında kar olan. Seslerin kokusu olduğunu öğrendiğim akşamdayım. Yanımda yine bir hatun, kısa boylu biraz, belki fazla esmer ama nedense sevmiştim onu da, diğer tüm kadın kokan sevgililerimi sevdiğim gibi. Dokunmuyoruz birbirimize aramızda belli bir mesafe ama kokumuzu duyabileceğimiz kadar da yakınız. Acaba o da mı kokluyordu havayı, bana mı öyle geliyor. Çevremizde vücutlarımıza yapışmış kış havasının kokusu bizim ve çıtırdayan karın sesini almış öylesine sevdalı kokuyordu ki… Sanırım o gece o kokuya aşık olmuştum, ve yine yalan söylemiştim “Seni seviyorum” derken. Kış neden güzel kokar? Kazaklar belki de, kokuyu öyle güzel muhafaza ederler ki asla çıkmaz üzerlerinden. Bundandır yazın kazaklarımı koklamam. Siz hiç seslerin kokusunu aldınız mı?
İkinci şişeyi açıyorum, maalesef markalarını bilmiyorum üzerlerinde sadece kodlar var, üşenmesem kalkıp öğrenebilirim ama şu an yine Fatih’teyim, kalkıp bakamam. Bu sefer mevsim yaz. Güneş gözümü alıyor, rüzgar yeni uzatmaya başladığım saçlarımı karıştırıyor ve yanımda yine bir hatun. Uzun ve zayıf fazlaca, gözlerine aşık olmuştum sanırım onun da; ne renk olduğunu bilmeden. Ellerimizde üzerinde adresler yazan onlarca mektup. Fatih’in ıslak ve bunalmış yaz sokaklarında yürüyoruz. O gün öğrendim, parfüm kokularının ter kokusu olmadan anlamsız olduğunu. Bir bayanın teninde buluşan hoş bir parfüm kokusu ve sıcak ter damlaları… O gün gülümsemesine, gözlerine ve yine o kokuya aşık olmuştum. Sanırım seni seviyorum derken dürüst olduğum tek kadındı.
Ve bundan sonraki şişeleri açmama gerek yok. O kadar canlı ki hatıralar. O kadar sinmişler ki üstüme… Kimi aylar öncesinden kimi birkaç gün ya da saat. Gözlerim hala kapalı. İstanbul şehrinin her köşesini dolaşıyorum adeta. Ve hayatımdaki tüm kadınlar yanımda. Onları hiçbir zaman terk etmemiştim aslında. Sadece onlardan alacağımı aldıktan sonra kendi köşeme çekildim. Kokularını biriktirdim bugüne kadar. Hep çapkın olduğum söylendi, sadık olamadığım ve bir sürü daha aşağılık huyuma ilişkin vaazlar. Ama söyleyin, kim görmüş beni bir başkasıyla yattığımı? Ben kimseyi ilkel arzular yüzünden aldatmadım. Sadece şu kokular yok mu… Sarıp sarmalıyorlar her yanımı; daha sahiplerine aşık olmadan kokulara aşık oluyorum. Ben kokularla sevişmişim bugüne dek, kokuları sevmiş, kokuları aldatmışım. İyi ki de öyle yapmışım. İyi ki tüm sevdalarım kokulara dair. İyi ki tüm hatıralarım güzel kokan kadınlarla dolu. Yalnızlığımdan her sıkıldığımda yanımda bulabileceğim sevdalarım var artık. Bu koleksiyon bana bir ömür yeter.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder